Bir kadını kaybetmek, çoğu zaman onun bir gün çekip gitmesiyle başlamaz.
Çok daha önce başlar.Konuşurken gözlerinin içine bakılmadığında…Sesindeki kırgınlık duyulmadığında…Eskisi kadar gülmediği fark edilmediğinde…“İyi misin?” sorusu gerçekten sorulmadığında…Çünkü bir kadın, görülmediği yerde yavaş yavaş kaybolur.
“Hiç gerçekten bakmamış ki gözlerine… Gözlerindeki ışıltıyı kaybettiğini nereden bilsin?”
Ama kadınlar ilişkilere çoğu zaman sadece kendileriyle gelmezler.Ailelerinden, çocukluklarından, geçmişlerinden taşıdıkları beklentilerle gelirler.
“İyi kız ol.”
“Sesini çıkarma.”
“Karşı tarafı üzme.”
“Biraz daha anlayışlı ol.”
“İlişkiyi sen toparla.”
Ve zamanla şunu öğrenirler:
Sevilmek için bazen kendinden vazgeçmen gerektiğine inanırlar.
Bu yüzden bir ilişkinin içinde haklı oldukları hâlde susabilirler.Canları yandığı hâlde “önemli değil” diyebilirler.Bir davranış onları kırdığı hâlde konuşmaktan çekinebilirler.Çünkü bazen kadın, hakkını savunmaktan değil; hakkını savunduktan sonra sevginin değişmesinden korkar.
“Bunu söylersem kızar mı?”
“Beni yanlış anlar mı?”
“Benden uzaklaşır mı?”
“Beni artık sevmez mi?”
“İlişkimiz bozulur mu?”
Ve böyle böyle insan, kendi sınırlarını korumakla sevdiği insanı kaybetmek arasında sıkışıp kalır.Oysa sevgi, seni susturmak zorunda bırakmamalıdır.Bir kadının “Bu beni incitti.” diyebilmesi, ilişkinin tehlikeye girdiği anlamına gelmemelidir.“Bunu istemiyorum.” dediğinde cezalandırılmamalıdır.“Burada benim de bir hakkım var.” dediğinde sevgisini kanıtlamak zorunda bırakılmamalıdır.Çünkü bazen bir kadının ihtiyacı anlaşılmak bile değildir.
Anlaşılmayacak kadar çok karıştığında bile sevilebilmektir.
Bazen ağladığında çözüm değil, sarılmaktır.Bazen ne istediğini bilmediğinde bile yanında kalınmasıdır.Bazen güçlü olamadığında da değerli olduğunu hissetmektir.Çünkü gerçek yakınlık, yalnızca güzel hâllerimizi birbirimize göstermek değildir.Birbirimizin en karmaşık hâllerine de yer açabilmektir.Ve bir kadın, bunu bulamadığında önce anlatır.Sonra susar, sonra kendinden eksiltir , sonra haklı olduğu yerde bile özür dilemeye başlar, sonra kendi hislerinden şüphe eder.Ve bir gün fark eder ki;
Bir ilişkide kalabilmek için kendisini terk etmeye başlamıştır.İşte o gün uzaklaşmaya başlar.Çünkü kadınlar çoğu zaman bir anda gitmez.
Önce kalmaya çalışırlar.
Önce düzeltmeye çalışırlar.
Önce kendilerini değiştirirler.
Sonra bir gün dönüp kendilerine bakarlar. Ve belki de hayatlarının en zor ama en güçlü cümlesini söylerler:
“Ben neden sevilmek uğruna kendimi bu kadar susturdum?”
İşte kendini seçmek bazen burada başlar.Bir başkasının seni görmesini beklemekten vazgeçip kendine bakmakla…Kendi kırgınlığını küçümsememekle…Kendi “hayır”ını duyabilmekle…Ve en önemlisi, sevgiyi kaybetmemek uğruna kendini kaybetmemekle.Çünkü bir kadın, kendisini seçtiğinde sevgiden vazgeçmiş olmaz.
Kendisinden vazgeçmeden sevilmeyi seçmiştir.
Ve belki de görülmek tam olarak budur:
Birinin gözlerindeki ışıltıyı kaybettiğini fark etmesi kadar ,o ışıltıyı kaybetmemek için kadının kendi gözlerinin içine yeniden bakabilmesidir.